Ordu’da ulaşım, sadece bir altyapı meselesi değil, kuşaklar boyu aktarılan bir "memleket davası" olarak tarihteki yerini alıyor. Şehrin sarp coğrafyasında hayata tutunmaya çalışan Ordu halkı için yol demek; medeniyet, ticaret ve özgürlük demekti. Ancak bu özgürlüğün bedeli, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizzat halkın bilek gücüyle ödendi.
Ordu’nun Üç Büyük Hayali: Dere Yolu, Koç Boynuzu ve Çambaşı
Yıllar boyunca siyasilerden ve mülki amirlerden talep edilen tek bir şey vardı: "Yol ve Köprü". Ordu vatandaşının zihninde sembolleşen üç ana hat bulunuyordu:
-
Dere Yolu
-
Koç Boynuzu Yolu
-
Çambaşı Yaylası Yolu
O dönemin kısıtlı ekonomik imkanları, teknolojik yetersizlikler ve makine eksikliği nedeniyle devlet, bu zorlu yolların inşası için halkın iş gücüne müracaat etmek zorunda kaldı.

Yol Vergisi: Amele Taburuna Dönüşen Binler
1952 yılına kadar yürürlükte kalan “Yol Mükellefiyeti Vergisi”, parası olmayan vatandaşın bedeniyle çalışarak vergi borcunu ödemesi esasına dayanıyordu. Binlerce Ordulu erkek, kazma, kürek ve balyozlarla yollara düştü. Günlerce süren bu zorlu çalışma, aslında bir milletin yokluk içinde var olma mücadelesiydi.
Tarihçi İbrahim Atay, “Yol Vergisi Hikâyeleri” adlı araştırmasında o yılları şu sarsıcı sözlerle özetliyor:
“Bugünün penceresinden bakınca, 4-5 günlük yevmiye için hapis yatmayı ya da ağır şartlarda çalışmayı anlamak zor olabilir. Ancak Milli Mücadele sonrası yoksulluğu öyle büyüktü ki; babalar, evlatlarını yol vergisi yükümlülüğünden kurtarmak için yaşlarını küçük yazdırırdı.”
Nâzım Hikmet’in Dizelerinde Yol Vergisi Çilesi
Bu toplumsal yara, edebiyatımızda da yankı buldu. Ünlü şair Nâzım Hikmet, 1928 yılında Hopa Cezaevi’ndeyken kaleme aldığı şiirinde, yol vergisini ödeyemediği için hapis yatan insanların dramını ve fedakârlığını şu dizelerle anlatmıştı:
“...Dövmeyin be deliyi... / Yol vergisini arttırın iki misli. / Yatarım doksan gün daha!!”
Nereden Nereye: Bir Şehrin Hafızası
Bugün modern tüneller ve asfalt yollarla geçilen o güzergâhlar, aslında bir zamanlar "yol mükellefi" olarak çalışan dedelerimizin alın terini taşıyor. Ordu’nun ulaşım tarihi, sadece taşın ve toprağın değil; sabrın, yoksulluğun ve büyük bir azmin hikayesidir.
Derleyen: Hüseyin Naim GÜNEY

