Tam 86 yıl önce bugün, 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan o kara gecede Türkiye, Erzincan merkezli büyük deprem felaketiyle sarsıldı. Sarsıntının en ağır hissedildiği illerden biri de Ordu’ydu. Şehri harabeye çeviren o felaket, bugün hala hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Karanlık, Soğuk ve Yıkım: O Gece Neler Yaşandı?
1939 yılının dondurucu soğuğunda, Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece yarısı yer yerinden oynadı. Ordu’da elektriklerin kesilmesiyle şehir zifiri karanlığa gömüldü. İnsanlar can havliyle sokaklara dökülürken, enkaz altından gelen feryatlar dondurucu sessizliği bozdu.
Özellikle Tahıl Pazarı, Osman Paşa Caddesi ve çevresindeki kâgir binalar yerle bir oldu. Şehrin ticaret kalbi olan dükkanlar, depolar ve ekmek tekneleri birer harabeye dönüştü.
Bilimin Sessiz Uyarısı: Hangi Binalar Ayakta Kaldı?
86 yıl önceki bu felaket, yapı stokunun önemini acı bir dersle kanıtlamıştı. Deprem sonrası yapılan incelemelerde şu çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştı:
-
Betonarme Binalar: Büyük ölçüde ayakta kalmayı başardı.
-
Eski Kâgir Yapılar: Çarşı merkezindeki taş ve tuğla binalar tamamen çöktü.
-
Ahşap Dolma Evler: Yamaçlarda bulunan geleneksel ahşap yapılar neredeyse hiç zarar görmedi.
Ordu’da Kamu Kurumları ve Ticaret Durma Noktasına Geldi
Depremin bilançosu Ordu için oldukça ağırdı. Şehirde bulunan 14 fındık fabrikası, 200’den fazla ticari işletme ve çok sayıda kamu binası kullanılamaz hale geldi. Hasar gören kurumlar arasında; İş Bankası, Ziraat Bankası, Ordu Ticaret Odası, Gümrük İdaresi ve Posta Telgraf İdaresi gibi stratejik noktalar yer alıyordu. Eğitim yuvaları olan Güzelordu ve Cumhuriyet İlkokulları da depremin yıktığı binalar arasındaydı.
"Deprem Değil, İhmal Öldürür"
Gazetelerin "Ölü sayısı yüzlerle ifade ediliyor" başlığıyla duyurduğu bu felaket, aradan geçen 86 yıla rağmen güncelliğini koruyor. Bilimi yok sayan yapılaşmanın ve "bana bir şey olmaz" mantığının bedeli, tarih boyunca hep can kaybıyla ödendi.
Bugün bu acı günü sadece bir yas günü olarak değil, geleceği inşa ederken ders alınacak bir dönüm noktası olarak görmeliyiz. Kaybettiklerimizi rahmetle anarken, aynı acıların tekrar yaşanmaması için tek bir gerçeği hatırlıyoruz: Unutmak, en büyük felakettir.
Derleyen: Hüseyin Naim GÜNEY

