1903–1972 yılları arasında yaşayan ve Ordu’da Nahiye Müdürlüğü yapan idareci Fevzi Güvemli’nin anıları, Ordu’nun mütareke döneminde yaşadığı zorlu günlere ve Pontus çetelerinin bölgedeki kanlı baskınlarına ışık tutuyor. Güvemli, 1920 yılının sonbaharında henüz bir gençken tanıklık ettiği milis örgütlenmesini, Civil Irmağı kıyısındaki nöbet günlerini ve kasabayı esir alan korku dolu anları kaleme aldı.
Civil Irmağı Kıyısında İlk Nöbet ve Yunan Çıkarma Korkusu
Fevzi Güvemli’nin anılarına göre, 1920 yılının sisli bir sonbahar sabahında Ordu’da büyük bir belirsizlik hakimdi. Olası bir Yunan çıkarmasına ve sahilde terör estiren haydut çetelerine karşı askerlik şubesinden alınan Rus tüfekleriyle bir milis kıtası kurulmuştu. Mücellit Hafız Ahmet Efendi’nin eğittiği Ordu gençleri, gündüzleri Civil Irmağı çevresinde atış talimleri yapıyor, geceleri ise sokaklarda güvenlik nöbeti tutuyordu.
Osmanlı Bankası Soyuldu, Mahalleler Yağmalandı
Kasabadaki endişeli bekleyiş, iki motorla Ordu iskelesine yanaşan çetelerin baskınıyla gerçeğe dönüştü. Sisli bir günde şehre sızan silahlı gruplar, önce Osmanlı Bankası’nı soydular, ardından Rum ve Ermeni mahallelerine yönelerek yağma ve cinayetlerle kasabayı korkuya teslim ettiler. Günlerce süren bu terör dalgası, halkın hafızasında derin izler bıraktı.
Civil Plajında Davullu Zurnalı Teslimiyet Töreni
Ordu’da korkunun dağılmaya başladığı kırılma noktası ise bir çetenin teslim olma kararı almasıyla yaşandı. Civil Irmağı kıyısındaki geniş plajda, halkın ve jandarmanın katılımıyla tarihi bir tören düzenlendi. Başlarında sarıkları, bellerinde gümüş işlemeli kamalarıyla gelen eşkıyalar, jandarma kumandanına teslim oldu. Davul ve zurnaların çalındığı bu ilginç tören, kasaba halkına uzun süre sonra ilk kez derin bir nefes aldırdı.
1921: Pontus Hayallerinin Sonu
1921 yılına gelindiğinde Ordu’da taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Bölgedeki ayrılıkçı faaliyetlerin merkezinde yer alan Metropolit’in geri dönmemesiyle birlikte, Rum Pontus emelleri taşıyanların umutları tamamen söndü. Fevzi Güvemli’nin "Hey gidi günler hey..." diyerek bitirdiği bu anılar, Ordu’nun ulusal bağımsızlık döneminde verdiği yerel mücadelenin en canlı belgesi olarak tarihe geçti.