Gece saat 03:35... Şehir uykunun en derin noktasındayken, yer altından gelen o malum sarsıntıyla uyandım. O anki belirsizlik, "Deprem mi oldu yoksa ben mi öyle hissettim?" sorusunun yarattığı o soğuk ürperti... Maalesef hislerimizde yanılmamıştık. Merkez üssü Tokat Niksar olan 5,5 şiddetindeki sarsıntı, bir kez daha bu toprakların çıplak gerçeğini yüzümüze vurdu.
Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Enerji Birikimi
Uzmanların görüşleri net: Eğer bu yaşadığımız sarsıntı bir "ana deprem" ise artçılarla süreci atlatacağız. Ancak bir "öncü" ise, kapıda bekleyen 6,4 ile 7,4 büyüklüğündeki o devasa enerji boşalımıyla yüzleşmek zorunda kalabiliriz. Kuzey Anadolu Fay Hattı, özellikle Tokat, Niksar ve Erbaa üçgeninde ciddi bir enerji biriktirmiş durumda. Bölge halkının ve yetkililerin teyakkuzda olması artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Deprem: Dünyanın "Emniyet Sübabı"
Depremi sadece yıkım olarak görmek, doğanın işleyişini eksik okumaktır. Yerküre, altındaki mağma tabakasının etkisiyle sürekli bir devinim içindedir. Aslında depremler, yerkabuğundaki stresin dışarı atılmasını sağlayan bir tür "düdüklü tencere düdüğü" gibidir. Eğer bu sübap noktaları olmasaydı, dünya iç basınçla infilak ederdi. Bugün şifa bulduğumuz kaplıcalar, yer altındaki zengin madenler hep bu sismik hareketliliğin armağanıdır.
Japonya’dan Ne Öğrenmeliyiz?
Japonya’da bulunduğum süre zarfında gözlemlediğim en çarpıcı şey, depremin bir "korku" değil, bir "yaşam disiplini" olmasıydı. Bizde 7,7 şiddetindeki bir sarsıntı şehirleri yerle bir ederken, Japonlar aynı şiddetteki sarsıntılarda günlük hayatlarına, hatta tenis maçlarına devam edebiliyorlar. Aradaki fark sadece teknoloji değil, eğitimdir. İlkokul seviyesinden itibaren "Deprem Bilgisi" dersi müfredata girmeli ve bu bilinç bir refleks haline getirilmelidir.
Yaralarımızı Birlikte Sarabiliyor muyuz?
Kahramanmaraş ve Hatay depremleri, tarihimizin en büyük yaralarından biri olarak orta yerde duruyor. Ekonomik yükü hepimizin omuzlarında, acısı ise kalbimizde. Ancak beni asıl üzen, felaket anlarında bile o eski sarsılmaz birliğimizi sergilemekte zorlanmamızdır.
Deprem anında "koyun can derdinde, kasap yağ derdinde" misali, felaketi fırsata çevirenlere, deprem yetimlerine göz dikenlere karşı uyanık olmalıyız. Bu toplumsal bir sınavdır.
Sonuç olarak; depremi durduramayız ama sonuçlarını yönetebiliriz. Doğanın dengesine saygı duyarak, bilimin ışığında güvenli şehirler inşa etmek tek çıkış yolumuzdur.
Geçmiş olsun Türkiye. Allah bizleri daha büyük felaketlerden korusun.