Son günlerde savunma kulislerinde yankılanan "NATO Güneydoğu Bölgesel Planı" ve bu kapsamda Boğazlar’da bir NATO karargâhı kurulacağı iddiaları, sıradan bir askeri düzenleme değil, Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik doğrudan bir hamledir. Sözü hiç dolandırmadan söyleyelim: Bu girişim, Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni delme teşebbüsüdür.
Sevr Hayalleri mi Canlanıyor?
İran ile ABD-İsrail eksenindeki gerilimleri bahane ederek Türkiye’nin "kuruluş ayarlarıyla" oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Boğazlar’da çok uluslu bir NATO karargâhı kurmakla, yönetimi bir "Uluslararası Komisyona" devretmek arasında teknik olarak hiçbir fark yoktur. Bunun tarihsel karşılığı, Sevr Antlaşması’nın karanlık koridorlarına geri dönmektir.
ABD’nin uzun yıllardır süren Montrö’yü esnetme çabası ve Karadeniz’e savaş gemilerini kalıcı olarak sokma arzusu sır değil. Hatta "Kanal İstanbul" gibi projelerin bile bu amaca ne kadar hizmet edeceği büyük bir soru işaretidir. Unutulmamalıdır ki; Montrö, Türkiye’nin bekasının kilididir. Bu kilidin anahtarını Mustafa Kemal Atatürk, Anıtkabir’e götürmüştür. Cesareti olan varsa gidip oradan almayı denesin!
Karadeniz’de Denge ve Rusya Gerçeği
Rusya’nın Montrö konusundaki diplomatik ama sert uyarılarını görmezden gelmek, ateşle oynamaktır. Ukrayna ve Kırım örnekleri, Rusya’nın stratejik çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar ileri gidebileceğini kanıtlamıştır. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük mirası olan denge politikasından asla ödün vermemelidir.
ABD’nin Türkiye’yi Rusya ile bir sıcak çatışmaya çekme planlarını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Geçmişte düşürülen uçak ve katledilen büyükelçi olayları, bu tehlikeli oyunun sahneleriydi. Eğer sağduyu ve denge yitirilirse, yaşanacak bir çatışmanın sonuçları "otomatikleşmiş" bir felakete dönüşebilir.
Vatanseverlik Görevi ve Muhalefetin Sorumluluğu
Yüz yıl önce Almanların Osmanlı’yı savaşa soktuğu o meşum oyunun bir benzeri bugün karşımızdadır. İstanbul Boğazı girişinde bir tankerimizin vurulması ve failin açıklanmaması, yaklaşan fırtınanın habercisidir. ABD’nin Karadeniz planı, Rusya’yı güneyden, Türkiye’yi ise kuzeyden kuşatmaktır.
Bu tehlikeyi görmek ve yüksek sesle dile getirmek sadece bir analiz değil, bir vatanseverlik görevidir. Özellikle muhalefet partileri, bu konuda en sert ve uyarıcı sesi çıkarmalıdır.
Sonuç olarak; Lozan ve Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Bu haklarımıza sadık kalmak, sadece Karadeniz’in güvenliğini değil, Türkiye’nin varlığını korumak demektir. Atatürk düşmanlığı üzerinden yürütülen politikalarla Türkiye’yi ateşe atmanın vebali, tarihin sayfalarından asla silinmeyecektir.