2025-12-25 08:46:37

NASIL BATTIK

Hüseyin Naim GÜNEY

hguney@orduhaberler.com 25 Aralık 2025, 08:46

Güzelordu Gazetesi’nin 20 Mayıs 1936 tarihli özel nüshasında “Nasıl Battık” başlığıyla Ordu’da yaşanmış ve gerçek hayattan nakledilen dramatik bir hadise A.S. rumuzlu yazar tarafından okurlarına şu şekilde aktarılmıştır “… Filan adam batmış dendiği zaman, ilk önce o adamın tutumsuzluğu hatıra gelir. Batanların birçoğu bu nedenle batmış ise de lüks hayat yaşamasını bilmeyen köylülerin batması ondan değildir. O zümrenin, diyebilirim ki, hemen yüzde doksanı faiz afetinin kurbanı olmuşlardır. Bu dert büyük yara ise derindir. Onu kurcalamak, kabuk bağlamaya yüz tutan nazik bir yarayı didiklemeye benzer. Binaenaleyh, faslı kapatarak kendi başımdan geçen batış felaketini, sayın okuyucularımın affına sığınarak, burada kısaca anlatmaya çalışacağım.

“…1340 (1921) senesi Temmuz aylarında idi. Annemin hastalığı dolayısıyla İstanbul’da tedavisine lüzum görülmüştü. Tedavi 2 ay sürecekti. 500 liraya ihtiyaç vardı. Fındık ve Mısırdan yıllık geliri, 800-1000 lira kadar tutuyordu. Nüfusumuz kalabalıktı. Bu parayla ancak geçinebiliyorduk. Şehirde hırdavat üzerine alışveriş de ediyordum. İstanbul’a gitmek için parayı hariçten tedarik etmek gerekiyordu. Gelirimize güveniyorduk; öyle ya, yılda 800 lira alan bir adamı, 500 lira borçlanmak neden yıldırsın? Biraz tasarruf, biraz da gayret oldu mu, borç azami iki senede kapatılabilirdi. Bu mülahazalar olmasa bile, mesele hayati idi ve mutlaka fedakârlık yapmak gerekliydi.

O günün en insaflı (!) bir tüccarından 500 lira borç aldım. Bu parayı 3 ay sonra 800 lira olarak geri ödeyecektim. Üç ay vade dolduğu zaman fındığı idrak mevsimi gelmişti. Fakat maalesef çıkan mahsulümüz, ev masraflarını karşılayamayacak kadar azdı. Tabi olarak borca karşılık hiçbir şey verilemedi. Alacaklı, insafsızca sıkıştırmaya başlamıştı. Bol faiz verip, yakayı kurtarmaktan, bu suretle bir müddet nefes almaktan başka çare kalmadığını görünce, bir sene vade ile 1300 liraya mutabık kaldık.

Ertesi yıl fındık fazla çıktı, fakat fiyat çok düşüktü, o sene de borcu veremedim. Hatta üstelik zaruri masraf içinde ayrıca borçlandım. Bu sefer alacaklı gemi azıya almış, parasını istiyordu. Başka bir yerden para tedarikine mecburiyet hâsıl olmuştu.300 lirayı başka bir tefeciden, 1000 lira da ikincisinden tedarik ederek ilk alacaklının hesabını kapattım. Bu minval üzerine aradan bir yıl daha geçti. Borç 4000 lirayı bulmuştu. Son sene de faiz, yüzde yüz idi.

Artık yara kangren olmuştu. Bir yıl daha çaresi aranmazsa, bütün servet elden çıkacak, hiç görmediğimiz, tahayyül etmediğimiz sefalet ejderi başımıza binecekti. Arazimizi satmaktan başka çare yoktu. Birtakım inşaların yaptığı gibi, servetimi başka birinin üzerine kaçıramazdım. Haysiyet, maldan her şeyden üstündü. Babadan kalma fındık bahçemin büyük bir kısmını 5000 liraya sattım ve borçlarımı ödedim… Hiç unutmam; bir gün 1000 liranın14 aylık faizi olan 800 lirayı alacaklının masasının üstüne yığdım, oturuyordum par, teklik lira idi. Masanın üzerinde hatırı sayılır bir para yığılmıştı. ”Efendimiz” çok meşguldü. Gözlerim paraya dalmış olacak ki, o gayret tabii olarak sordu:-Paraya niçin yan bakıyorsun? Ben aynen şu cevabı vermiştim:

-Bin liranın 14 ayda işlediği günahın azametini seyrediyordum… Bu facia dramı, onun üzerinde bir komedi tesiri bırakmıştı; gevrek gevrek güldü…İnşallah Zirai Kredi Kooperatifinin en büyük hasleti çiftçiyi, tefecinin zalim pençesinden kurtarmış olacaktır. Ben faizci sillesi yemiş canlı bir örneğim. Temenni ederim ki hiçbir yurttaş, benim tutulduğum tuzağa düşmesin…”

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.