Karadeniz’in "Teksas" Olduğu Yıllar: Fatsa’nın Kanlı Tarihi ve Dr. Osman Hilmi Memecan

FATSA

1970’li yılların Karadeniz’inde silah sesleri gündelik hayatın bir parçasıydı. Fatsa, o dönemde sadece doğasıyla değil, "Karadeniz’in Teksası" lakabıyla anılmasına neden olan tefecilik ve bitmek bilmeyen cinayetleriyle de tanınıyordu. İşte bir cerrahın gözünden o yılların sarsıcı portresi.

1970’li yılların Karadeniz’inde silah sesleri gündelik hayatın bir parçasıydı. Fatsa, o dönemde sadece doğasıyla değil, "Karadeniz’in Teksası" lakabıyla anılmasına neden olan tefecilik ve bitmek bilmeyen cinayetleriyle de tanınıyordu. İşte bir cerrahın gözünden o yılların sarsıcı portresi.

"İşimiz Kurşun Yarasına Bakmak"

06 Şubat 1970 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir röportaj, Karadeniz’in o dönemki sert gerçekliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Dönemin efsaneleşmiş ismi Operatör Doktor Osman Hilmi Memecan, Fatsa’daki durumu tek bir cümleyle özetlemişti: “İşimiz kurşun yarasına bakmak.”

Fatsa Neden "Karadeniz’in Teksası" Olarak Anılıyordu?

Ordu’nun sahil şeridindeki bu güzel ilçe, o yıllarda karanlık bir şöhrete sahipti. Fatsa’da sosyal hayatı ve ekonomiyi iki ana unsur şekillendiriyordu: Tefecilik ve cinayetler. Özellikle fındık mevsiminde dönen büyük paralar, silahların gölgesinde yapılan hesaplaşmaları ve bitmek bilmeyen kan davalarını beraberinde getiriyordu.

Ünye Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyaların büyük çoğunluğunun Fatsa kaynaklı olması, devletin ilçeye sırf bu yaraları sarmak için bir hastane kurmasına neden olmuştu.

Yılda 600 Ameliyat: Bir Cerrahın Cephe Hattı

Hastanenin hem başhekimi hem de tek cerrahı olan Op. Dr. Osman Hilmi Memecan, adeta bir savaş cerrahı gibi çalışıyordu. Yılda ortalama 600 ameliyat yapan Memecan’ın vakalarının neredeyse tamamı kurşun yaralanmalarından oluşuyordu.

Dr. Memecan, Karadeniz insanının fiziksel dayanıklılığını şu sözlerle anlatıyordu:

"Vukuatsız gün geçmez buralarda. Ama köylülerimiz çok dayanıklıdır. Kurşunlandıktan 24, hatta 36 saat sonra getirilirler. Kanı çekilmiş, rengi kül gibi olur. Tıbben ‘yaşam şansı yok’ dersiniz ama ölmezler. En umutsuz vakalar bile bir şekilde hayata tutunur."

"Her Şeyden Cinayet Çıkar"

Dönemin şiddet sarmalı o kadar derindi ki, en küçük tartışmalar dahi ölümle sonuçlanabiliyordu. Dr. Memecan, Aybastı’da yaşanan trajik bir olayı örnek göstererek toplumsal cinnetin boyutunu şöyle açıklıyordu: “Sadece odun kesme gürültüsü yüzünden çıkan bir tartışma, komşunun silahına davranmasıyla son buldu. Bir baltanın bile savunamadığı o anlar, Karadeniz’in o yıllardaki günlük rutinlerinden biriydi.”

1970’lerin Karadeniz Mirası

Bugün Fatsa çok daha huzurlu bir yer olsa da, 1970’lerin bu "kanlı" arşivi, bölgenin sosyo-ekonomik geçmişini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Dr. Osman Hilmi Memecan ise zor şartlar altında hayat kurtaran bir kahraman olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Derleyen: Hüseyin Naim GÜNEY

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.